YKS’de Süreci Kazandıran Şey: Bir Yılı Nasıl Kurduğun
YKS’ye hazırlanan öğrencilerin çoğu aynı yerde takılıyor. Ders çalışılıyor, kaynak alınıyor, plan yapılıyor; ama denemede net bir türlü kıpırdamıyor. Sebep genelde çalışma miktarı değil, çalışmanın nasıl kurulduğu. Bir yıl boyunca aynı hatayı tekrar eden bir öğrenciyle, aynı sürede sistem kuran bir öğrenci arasındaki fark, mayısta sıralama olarak geri dönüyor.
Aşağıdakiler Çözüm Kurs’un YKS öğrencileriyle yürüttüğü süreçte en sık karşılaştığı tıkanma noktaları ve bunların pratik karşılıkları.
Sınavın yapısını bilmek, planın yarısı
TYT’de 120 soru için 165 dakikanız var. Soru başına ortalama bir dakika yirmi saniye, ama bu ortalama yanıltıcı; Türkçe’deki bir paragraf sorusuyla matematikteki bir işlem sorusu aynı süreyi yemiyor. AYT’de 80 soru için 180 dakika var, yani soru başına süre rahatlıyor ama sorular ağırlaşıyor. Bu iki sınav farklı beceriler istiyor: TYT hız ve dikkat sınavı, AYT derinlik sınavı.
Çoğu öğrenci yılın tamamını AYT’ye yatırıp TYT’yi “zaten kolay” diye ertelediği için haziranda sürprizle karşılaşıyor. Tersi de oluyor: yalnızca TYT çalışıp AYT’yi son iki aya bırakan öğrenci, alan derslerinde konu bitiremeden sınava giriyor. İkisini aynı hafta içinde birlikte döndürmek, en başından itibaren yapılması gereken şey.
Motivasyon başlatır, disiplin bitirir
Eylülde herkes motive. Bu motivasyonun kasım sonunda hâlâ ayakta kalma ihtimali düşük, çünkü motivasyon duyguya bağlı çalışıyor. Canınız istediğinde sizi masaya oturtuyor, istemediğinde ortalıkta yok.
Disiplin daha sıkıcı ama daha güvenilir. Yorgun olduğunuzda, keyfiniz olmadığında, o gün her şey ters gittiğinde bile masaya oturmanızı sağlayan şey o. Sekiz ay boyunca her gün belirli sayıda paragraf ve belirli sayıda matematik sorusu çözen bir öğrenciyi başarıya taşıyan şey zekası değil, bozulmayan rutini oluyor. Süreklilik, parlak ama düzensiz çalışmayı neredeyse her zaman geçiyor.
Pratik karşılığı şu: günlük programınızda hiçbir koşulda taviz vermeyeceğiniz bir çekirdek belirleyin. Yirmi soru da olabilir, kırk soru da; önemli olan miktar değil, o eşiğin asla sıfıra düşmemesi. Hasta olduğunuz gün bile yapılan küçük bir çalışma, zincirin kopmasını engelliyor.
Ertelemenin faturası hep sınavda ödeniyor
“Yarın yaparım” cümlesi tek başına zararsız görünür. Sorun birikme hızında: konular üst üste yığılıyor, yığın büyüdükçe başlamak zorlaşıyor, başlamak zorlaştıkça stres artıyor ve motivasyon o stresin altında çöküyor.
Burada acımasız bir ilişki var. Ertelediğiniz konu, genelde zorlandığınız konudur; zorlandığınız konu da sınavda sizi en çok yoracak konudur. Yani kaçtığınız şeyle mayısta değil, haziranda karşılaşıyorsunuz, üstelik telafi şansı olmadan.
Ters yönde işleyen bir döngü de var ve daha az konuşuluyor: bir işi hemen yapmak “tamamladım” hissi veriyor, bu his özgüveni büyütüyor, özgüven bir sonraki çalışmayı kolaylaştırıyor. Günün ilk iki saatinde neyi yaptığınız, genelde günün geri kalanının nasıl geçeceğini belirliyor.
Telefonu siz yönetmezseniz, o sizi yönetir
Günün 24 saati bir bütçe. Uyku, okul, dershane, yemek derken geriye kalan zaman zaten sınırlı; kimsenin plana yazmadığı ama en hızlı büyüyen kalem ise kaydırılan ekran süresi. Günde üç saat telefon, bir yılda bin saatin üzerinde demek.
Kısa video akışları beynin ödül sistemini hızlı ve sürekli uyarıyor. Otuz saniyede bir yeni uyaran alan bir beyin, kırk dakika boyunca tek bir paragrafın üzerinde durmayı gerçekten sıkıcı buluyor. Sorun irade eksikliği değil, dikkat eşiğinin aşağı çekilmiş olması.
Telefonu tamamen hayatınızdan çıkarmak gerçekçi değil ama çalışma saatlerinde odanın dışında tutmak gerçekçi. Bildirimleri kapatmak da değil, fiziksel olarak uzakta olması önemli; masanın üstünde duran kapalı bir telefon bile dikkati bölüyor.
Kırk dakika odak, on dakika gerçek mola
İşe yarayan basit bir düzen var: kırk dakika kesintisiz çalışma, ardından on dakika mola. Kırk dakikanın kuralı tek: telefon başka odada, masada sadece kalem, kitap ve o an çalışılan ders.
Molanın kuralı ise daha sık ihlal ediliyor. Mola, sosyal medyaya bakmak değil. Ekrana bakarak dinlenmiş bir beyin yok; sadece yorgunluk yer değiştiriyor, sonra masaya daha dağınık dönüyorsunuz. Ayağa kalkmak, esnemek, su içmek, pencereden dışarı bakmak, birkaç dakika yürümek. Sıkıcı geliyor ama kırk dakikalık ikinci bloğun verimini belirleyen şey tam olarak bu on dakika.
AYT çalışırken blokları yetmiş beş dakikaya çıkarmak mantıklı, çünkü sınavdaki soru başına süre de uzun. Beynin sınav temposuna alışması için çalışma temposunun sınavı taklit etmesi gerekiyor.
Deneme çözmek değil, denemeyi çözmek
Haftada iki deneme çözüp sadece netine bakan bir öğrenci, aslında deneme çözmüyor; net ölçüyor. Denemenin asıl değeri sonrasındaki analizde.
Yanlışları üç gruba ayırın. Bilmediğiniz için yapamadıklarınız konu eksiği, doğrudan çalışma planına giriyor. Bildiğiniz halde yaptığınız hatalar dikkat sorunu, bunlar için soru okuma biçiminizi değiştirmeniz gerekiyor. Süre yetmediği için boş bıraktıklarınız ise strateji sorunu, hangi soruyu ne zaman terk edeceğinizi öğrenmeniz gerekiyor.
Bir de kimsenin tutmadığı bir kayıt var: doğru yaptığınız ama emin olmadığınız sorular. Onlar bir sonraki denemede yanlışa dönüşme ihtimali en yüksek sorular. Emin olmadığınız her soruyu işaretleyip sonradan tekrar bakmak, net grafiğini fark ettirmeden yukarı çekiyor.
Yanlış defteri tutmak klasik bir tavsiye ama doğru kullanılmıyor. Soruyu yapıştırıp üstüne “dikkat” yazmak işe yaramıyor. Yazılması gereken şey şu: bu soruda hangi adımda, neden saptım. Bunu yazan öğrenci aynı hatayı üçüncü kez yapmıyor.
Sosyal çevre, sandığınızdan fazlasını belirliyor
Bir öğrencinin süreçten kopmasının en sık nedeni tembellik değil, arkadaş ortamına ayak uydurma isteği. Herkes çıkarken çıkmamak, herkes oyundayken oynamamak, on yedi yaşında verilmesi kolay bir karar değil.
Çevrenizi tamamen değiştirmek gerekmiyor ama kimin ne olduğunu bilmek gerekiyor. Sizi destekleyen, hedefinizi ciddiye alan arkadaşlarınız var; onlara zaman ayırın, süreci yalnız geçirmek kimseye iyi gelmiyor. Bir de sizi sürekli oyalayan, her planınızı bozan bir grup var; onlara mesafe koymak zorundasınız.
Şu cümleyi sevmiyorum ama doğru: ders çalışmayan arkadaşınız, sınav günü sizin yerinize sınava girmeyecek. Hayır demek burada bir sosyal beceri değil, bir strateji.
Uyku, YKS’nin en çok ihmal edilen dersi
Gece üçe kadar çalışıp derse uyuklayarak giden öğrenci, kendini çok çalışıyor sanıyor. Oysa uykusuz bir beyin öğrendiğini kalıcı hale getiremiyor; bilgi kısa süreli hafızada kalıp gidiyor. Altı saatin altına düşen bir düzenle çalışılan iki saat, dinlenmiş bir kafayla çalışılan bir saatten daha az iş görüyor.
Bir de sınav saati meselesi var. TYT sabah yapılıyor. Aylarca gece çalışıp sabah kalkamayan bir beyin, haziranda sabah onda en yüksek performansını veremiyor. Şubat gibi uyku düzenini sınav saatine göre kaydırmak, yılın en ucuz kazanımlarından biri.
Son üç ay: ekleme değil, eleme dönemi
Mart’tan sonra yeni kaynak almak, yeni bir yayına başlamak, “şu kitabı da bitireyim” demek çoğu öğrenciye zarar veriyor. Son dönem eksik kapatma dönemi, yeni açık yaratma dönemi değil.
O dönemde yapılacak iş belli: denemelerden çıkan tekrar eden yanlışlar, sık çıkan konuların tekrarı, bir de geçmiş yılların soruları. ÖSYM’nin kendi sorularının mantığı diğer kaynaklardan farklı; son iki ayda çözülen her ÖSYM sorusu, bir kaynağın on sorusundan daha çok şey öğretiyor.
Tercih, sınavdan sonra başlamıyor
Hedef bölümü bilmeden çalışan öğrenci, hangi derse ne kadar ağırlık vereceğini de bilmiyor. Eşit ağırlık mı, sayısal mı, sözel mi kararının yıl içinde net olması, haftalık planın nasıl dağılacağını doğrudan belirliyor.
Hedefinizi somut tutun. “İyi bir üniversite” bir hedef değil. “Şu bölüm, şu sıralama” bir hedef. Sıralamayı bilen öğrenci hangi netlerle oraya gideceğini de hesaplayabiliyor, bu hesap da çalışma programını kendiliğinden şekillendiriyor.
Bütün parçalar aynı anda
Disiplin, erteleme alışkanlığıyla mücadele, ekran sınırı, deneme analizi, uyku düzeni ve sosyal çevre. Bunların her biri tek başına uygulandığında da işe yarıyor ama fark hepsi aynı anda ayakta durduğunda ortaya çıkıyor. Bir tanesi çöktüğünde diğerleri de sırayla çözülüyor; iyi uyumayan öğrenci odaklanamıyor, odaklanamayan öğrenci erteliyor, erteleyen öğrencinin motivasyonu düşüyor.
Bugün elinizde kalan süre ne olursa olsun, değiştirebileceğiniz tek şey bu akşam ne yapacağınız. Bu yazıyı kapattığınızda telefona mı uzanacaksınız yoksa masaya mı oturacaksınız; yılın sonundaki sıralamayı belirleyen şey, işte o tekrar eden küçük anlar.







